senin gelmedi mi?

Bir "Huzur"

| 09 Ocak 2009 Cuma

Bir kağıda her şeyi yazmak ya da hiçbir şey yazmamak...İkisi arasında ne çok fark varmış gibi. Aslında pek bir fark yok - görünürde değil mantıkta tabi-.Aklıma gelen her şeyi yazsam düzensiz sırasız olduğu gibi; ne hissettiğimi ya da ne düşündüğümü kim anlar ki? Ben benim sırasız cümlelerimi duysam pek bir şey anlamazdım sanırım. Ya da dediğim gibi bir kağıda - önceden karalanmış veya karalanmamış farketmez- hiç bir şey yazmasam öylece baksam, çevirsem bir daha baksam benden sonra kağıdı eline alan biri benim ne düşündüğümü nerden bilebilir? Son ahvalimden yola çıkarak kestirmeye çalışabilir sadece.



Ama şöyle bir durum da yok değil mi? Bazen çok ama çok önemli şeyler düşünüyor gibi görünürüz, sanki dünyayı kurtarırız yüzümüze yaslanan o ellerin dip köşelerinde. Kurtaramayacağımızı anlayınca yeni bir dünya inşa ederiz bir milim oynamayan gözbebeklerimizin derinliklerinde. Dışardan bakanı telaşa düşüren ve adeta meraktan çatlatan bu davranış biçiminin içi aslında çoğu zaman bomboştur. Çoğu zaman, insan hakikaten bir şeye odaklanamaz, odaklanmaya mecali kalmaz, düşünme yetisini kaybeden beyin, bünyenin dışardan dikkat çekitiğini aklına getiremez, getirebilse zaten soru yağmuruna maruz kalmaz.



Bu sebeple kendimi, beynimi dinlenmeye almış olduğumu -sonradan- farkettiğim bu zamanlarda "ne düşünüyorsun?" diye sorup üstüne üstlük aldığı cevabı beğenmeyip tatmin olmayanları öldürme isteği duyabiliyorum ara ara.Genel olarak çabuk sönen isteklerim gibi bu durum da uzun sürmüyor tabi. Zaman göreceli bir kavram, aklın bir köşesinde bunu da bulundurmak lazım...