
Günlerimin çoğu beklemekle geçti, şunu, bunu, her hangi bir şeyleri bekledim durdum... Sonra beklemekten vazgeçtim. Önümde açılan yolları gördüm. Bana kalan sadece bu yollardan herhangi birini seçmekti.
Seçim yapmak bu kadar zor olmamalı diye düşündüm ve korkmadan o yollardan birine girdim. Koşar adımlarla yürüdüm, o kadar hızlıydı ki adımlarım geriye dönüp baktığımda çok fazla ilerlemiş olmaktan korktum. İnsan korkularının üstüne gitmeliydi ya hani, ben yapmadım, yapamadım. Düşündükçe korkularım çoğaldı.. Hiç arkama bakmadım sırf bu yüzden. Ne kadar yol almış olursam olayım önemli olan karar verebilmiş olmaktı; çünkü karar vermek de bir o kadar zordu.. Ben zor olanı başarmıştım.. Korkularım ikinci planda kalmıştı.
Ne diğer yolları ne de bu yolun sonunu düşünmedim yol aldığım günler boyunca. Hep karşıya baktım, bir noktaya baktım. Bir gün geldiğinde o noktaya ulaşmıştım.. O an geldiğinde farkettim ki geldiğim yer, öylece baktığım yer değildi, belki de hiç bir zaman olmamıştı. Belki mesafeler vardı, belki de yürürken kaybettiğim zamana yenik düşmüştü hayallerim..
Hayalleri aranan yerde bulamamak.. Öyle veya böyle acıtır her insanın içini. Benim içimi de acıttı ve o ikinci plana iteklediğim korkularım... Hepsi teker teker saklandıkları yerlerinden çıktılar. Koşarak girdiğim bu yoldan ağır adımlarla geri dönmek zorundaydım. Korkularımın arasından geçtim bir bir, korkularımın arasından yeni bir yol açtım kendime, bir bir hepsine dokundum.. izin verdim ellerimin yanmasına. Kimsenin görmediği belki de hiç bir zaman göremeyeceği yanıklarla doldu ellerim.